Kışın etkilerinin kaybolması ve doğanın uyanmaya başlaması evimde “Bahar Temizliği” olarak adlandırılan, kan, ter ve gözyaşı ile gerçekleştirilen ve işi bitirip kendime geldiğimde evin çoktan tozlanmaya başladığını gördüğüm içler acısı geleneksel bir maratonun başlangıcını ifade ediyor. Bu ritüel sadece fiziksel çevrenin temizliğinden çok daha fazlası; aynı doğa gibi yaşamlarımızın da sıfırlanıp yeniden başlaması için güçlü bir metafor aslında. Genellikle ev temizlendikçe benim kirlendiğim ve bir bulaşık daha çıkmasın diye açlıktan bayılma noktasına geldiğimde umurumda bile olmayan bu metaforun bir kez olsun hakkını vermek istiyorum. Aynı dağınıklığımızı toparladığım, unutulmuş köşelerin tozunu aldığım ve evi tamamıyla tazelemeyi hedeflediğim bahar temizliği gibi, içimdeki bahar temizliği de hayatımı ve kendimi gözden geçirmek, yenilemek ve tazelemek için eşsiz bir fırsat.
Daha birkaç ay önce yeni yıl heyecanı vardı. Kesin yapacağım dediklerim, bir daha asla yapmayacağım dediklerim, hedeflerim, kendime güvenip aldığım üyelikler… Ancak zaman ilerledikçe, vaktinde çok önemli bulduğum bu kararlar, güncel yaşamın arka planında kaldı. Bahar temizliği, henüz tüm yılı kaybetmeden bu hedeflere yeniden göz atmanın tam zamanı. İlerlemeleri değerlendirmek, hedefler boyumdan büyükse biraz izanla yenilemek ve hayatımda görmek istediğim iyileştirmeleri tekrar benimsemek için yepyeni bir şans; çünkü pislik ve dağınıklıkların evimden uzaklaştığı gibi zihnimden ve hayatımdan da uzaklaşmasını istiyorum. İşe yaramaz ve asla kullanılamayacakların yerlerini boşalttığım gibi yeni hedefler ve yeni güzelliklere yer açabilmek istiyorum.
“Kendimi geçmişin bekçisi gibi hissediyorum” demişti annem bir yıl; daha sağlıklıydı o zamanlar… “Anne evi burası diye saklamakla yükümlü hissettiğim bu eşyalarla duygusal bir bağım yok, hepsini sadece yük olarak görüyorum. Ya şimdi hepsini alırsın ya da hepsini kapının önüne koyacağım” demişti. Apar topar hepsini aldım, hatta kaçırdığım bir şeyler kaldı sanki diye hayıflandım. Ben geçmişi severim çünkü, hatıralara bağlıyımdır. Hatırası olan değerli gördüğüm bir eşyaya dokunduğumda yüzümde bir gülümseme olur normalde… Hal böyle olunca, ilk ve tek yavrumun burnunu sildiği mendili bile saklamaktan bir adım daha sağlıklıyım diyebiliriz. Bahar temizliği için sahibi miyim bekçisi miyim bilemediğim bir sürü eşyayı elerken unutulan hatıralar, kayıp hazineler ve “bunu saklarken ne düşünüyordum”larla karşılaşılıyor. Olumlu ve olumsuz izler taşıyan duyguların ve tecrübelerin arasındaki yalpalanma, duygusal yükten kurtulmak, pişmanlıklardan arınmak ve geçmişle barışmak için bir hatırlatma belki de. Ya da çok çok sevdiğin ama sesini nicedir duyamadığın dedenin: “Ne kadar düştüğün hiç önemli değil, koy elini dizine, kendinden başka hiçbir şeye ihtiyacın yok. Kaldırabilirsin kendini, yaparsın!” sözlerini anımsadığımda, günün bitmesine çok az kalmasının ve işlerin asla bitmeyecekmiş gibi hissettirmesinin verdiği yılgınlığı silkelemek mümkün olabilir.
Değişimi benimsemek gerekli olsa da bazı durumlarda buna açık olmak bile çok büyük bir adım. Bu adımı atamadığım yerler var: Örneğin eşim bana çiçek aldığında mutluluktan havalara uçarım, ancak bunun dışında çiçekle alakam bile yoktur; hatta taze soğan, nane gibi yiyemedikten sonra ben bunu neden besleyeyim diye düşünürüm. Benim gibi birinin içine asla çiçek koymasa da anneannesinin sevdiği kristal vazolarından vazgeçememesi bu yüzdendir. Gelgelelim buzdolabının üstünde bazı mıknatıslar var mesela, alakasız hatırasız ama yıllardır inatla aynı noktaya tutuşturulmaktan kendi kendine kıdem kazanmış sanki… Hayatımda da böyle insanlar yok mu, sadece aramız bozulmadı diye sanki 30 yıllık tanışıklığımızın bir dostluk olduğunu düşündürten… Peki her konuyu gereğinden fazla romantikleştirmeye meyilli olan bendenizin kendi hayatıma gerçekten olduğu haliyle objektif olarak bakma cesareti bir bahar temizliğinden uzun sürdürülebilir mi? Bağışlanan, dağıtılan ya da atılan hiçbir objenin geri dönüşünün olmayacağı gibi bazı kararların da katılığını gerekli buluyorum. Değişim zaten kaçınılmaz, rastgele bir rüzgârla savrulmaktansa kişisel değişim ve gelişimimi yönlendirmek, hayatımı şekillendirmek için biraz çaba göstermeliyim; aksi takdirde sonuç da aynı problem gibi sabit kalacak ve kendi kendime bir kahve içerken kaşlarımı çatan bir şikâyetten öteye gidemeyecek.
Günün her dakikasının planlandığı ve bu planların imkânsız olması sebebiyle her zaman bir yerlere geç kalındığı yoğun bir hayatta, küçük detayları gözden kaçırmak kolaydır. Normal günde sadece lazım olan yapılır. Toz birikmiş bir dolap üstünü, yere çakılmış gibi hareket etmeden kim bilir ne zamandır bekleyen bir objenin yarattığı dağınıklığı fark etmeyebilirim. Ama bahar temizliği, temizliği yapacak kişiyi sırf günün ihtiyacını gidermektense bütünü görmek ve sistematik olmak zorunda bırakır. Aynı toz aldıktan sonra perde sökemeyeceğin, camları silmeden o perdeleri asamayacağın ve her şeyi kaldırmadan yerleri silemeyeceğin gibi, yaşamını temizlerken de gözüne batan her unsura aynı anda saldıramazsın. Yani önce çöpleri ve fazlalıkları atarken bir bak bakalım gereksiz kimlere nelere harcıyorsun vaktini ve enerjini. Hangi streslerden uzaklaşabilirsin? Senin olmayan ve taşıman gerekmeyen hangi yüklerin altındasın? Asosyal bir keşiş olmak değil beklentim, ama kişileri hak ettikleri kadar değerle kısıtlayabilen bir insan olamadım hiçbir zaman. Canı sıkılan herkes benim tüm akışımı durdurup kendi sıkıntısı geçene kadar etrafta kalıp sonra çekilebiliyorsa kendimden başka kimi suçlayabilirim? Sonra temizlemek için indirdiğin anda elinde kalan perde tüllerini yenilemek zorunda kaldığında bir düşün… Sağlığını iyileştirmek ya da hayatının kalitesini arttırmak için ne düzenlemeler yapabilirsin. Geceleri sızarak girip sabahları kazınarak çıktığın yatağında, planlı ve düzenli bir gece uykusu uyusan mesela… Aynı kötü alışkanlıkları sürdürmek için bir tane gerçek sebebin var mı? Ortada hiçbir gerek yokken, kış günü sıcacık huzurlu evinde sakin ve mutlu oturmanı bölüp, buz gibi balkona çıkarak titreye ürpere aldığın iki nefes kendini kandırdığın kadar keyifli değil… Ya da iki litre su içmekte zorlanırken günün dördüncü Caramel Macchiato’sunu içmen çok mu lazımdı? Artık temizliğini bitirdiysen, şimdi evini süsleme ve güzelleştirme zamanı. Kıymetlisi sadece misafire değil, aileye özenmek, hatta kendine özenmek. Geçen gün fark ettim, eşim ya da oğlum meyve istediğinde görmemiş gelin gibi bir danteli eksik servis yapan ben, kendim acıktığımda çöpün başında dikilip mandalina soyuyordum hiçbir yer batmasın diye. Bunu bana kimse öğretmedi, kimse tembihlemedi. Uyandığında gülümse bir aynaya – ama dişimi iyi fırçaladım mı diye kontrol etmek için değil, özel bir günü bekleme sevdiğin elbiseyi giymek için – gerekirse yemek yaparken önlük takarsın ve mutlu ol hiç utanmadan; çünkü Marcus Aurelius’un da dediği gibi “Mutlu bir hayat çok az şeye bağlıdır.”
Bir yanıt yazın